MAHALLE BEKÇİSİ
Geceye uyanmış bir ben mi kaldım bilmiyorum
Sanki bedenimden yıldızlara ateş taşıyor damarlarım
Beni susturan her rüyam kırılmış yarım aynada bekliyor
Odamdaki hava çatal dilli bir kışı süslüyor
Ağzımda uyur uyanık sözler kalmış dilim dolaşık
Kendime anlatamıyorum, sönüyorum akşamın üstüne
Dışarıda üşüyen dalların çıplaklığını yadırgıyorum nedense
Güz geçmiş kış dayanmış deyip geçemiyorum
Gözümden sakındığım cennet bahçemizi
Kime sorsam artık o gülün solduğunu söylüyor
Kime konsam kanatlarımdan dökülüyor kırık bir melodi
Yarım bırakıyor tenine sıvanan gülkurusunu
Mahalle bekçisinin düdüğünden bir cadde çıkıyor
Eskiden geceleri ve caddeleri düdük sesleri süslerdi
Kendine giden yoldan çıkıyor ki öylesine uzuyordu
Perdesi içine kapanık evler, geceyi susturan çığlıklar
Eğilmiş bahçelere bakıyordu sokak lambaları, ağlamaklı
Pencerene asılı kalan bakışlarımı ıslatıyordu sağanak
Ki ben cennet bahçemize ağzında su getirene imrenirdim
Ki ben gölgesini arkada bırakan kuşlara inanırdım
Şimdi uyuyor mu uyanık mı bilmiyorum, gitti
Önceleri görürdüm geceyi tekmelemiş uykusunu da
Açık mı diye bakardım gözlerinin içine dünya mavi olurdu
Salondaki saatin bekçi düdüğüne özendiğini de duyardım oysa
Sokaktan koşan çocuklara karıştığını anlardım tik-tak-la-rın-dan
Sabah olmuş derdim demliğin içinden geçeni okurdum
Cızırdayan radyomdaki sese nispet ediyor derdim ayaklarına
Gerçi radyo dinleyen de kalmadı benden başka
Neyi duymayı bekliyorsam neyi bilmeyi onu da bilmiyorum
Hem bilmenin de yolu çoğalmaktan geçiyor demişlerdi
Bildiğim şeyleri unuttuğumun durağına yaklaştığımı
Ömrümü çok zamandır yanlış yere park ettiğimi
Bekçi düdüklerinden anlıyorum kaçmayı bilmediğimi
