Bir insan öldüğünde geriye ne kalır?
Onu tanıyanların hafızasındaki görüntüsü mü, söyledikleri mi, yaptıkları mı, başkalarının onun hakkında kurduğu cümleler mi? Yoksa insanın kendi hayatına dışarıdan bakabilmesi için ölümün kendisi tuhaf bir imkân yaratabilir mi?
Ayşe Turkay Yiğit’in ikinci romanı Merhumeyi Nasıl Bilirdiniz?, tam da bu sorunun etrafında dolaşarak başlıyor. Romanın anlatıcısı Aden, bir miting sırasında öldüğünde geçmişini hatırlamaya çalışıyor. Fakat ölümün eşiğinde başlayan bu hatırlama, doğrusal bir geçmiş anlatısına dönüşmüyor. Bir düşünceden diğerine, bir anıdan başka bir anıya, aileden siyasete, annelikten evliliğe; gündelik hayatın ayrıntılarından toplumsal meselelere savrulan anlatıcı, kendi hayatını hatırlarken aynı zamanda kendiyle de hesaplaşıyor. Romanın ilk bölümünün “Son Sözlerim Daha İyi Olabilirdi” başlığını taşıması bile bu ironik bakışın yönünü baştan belirliyor.
Roman anlatıcısının mizahi üslubu, gerçekliği önümüze tezat içinde seriyor. Büyük politik meselelerle gündelik hayatın küçük ayrıntıları aynı anlatı düzleminde buluşuyor. Bir yanda sendikal mücadele, eylemler ve politik dönüşüm; diğer yanda uyku, açlık, ruj, diş fırçası, marka mont, aile içi tartışmalar ve annelik var. Romanın mizahı da tam olarak bu karşılaşmalardan doğuyor.
Banu Yıldıran Genç de Ayşe Turkay Yiğit’in Merhume’yi Nasıl Bilirdiniz? romanı üzerine bir değerlendirme kaleme almış. Yazdığı değerlendirmede dikkat çektiği noktalardan biri de yukarıda bahsettiğim gündelik yaşamın izleri. Banu Yıldıran Genç, romanın özellikle “gerçek insan gözlemleri” bakımından güçlü olduğunu; Ayşe Turkay Yiğit’n önceki romanından farklı olarak bu romanında gündelik hayatımızın korkuları, eylemleri ve politik atmosferi içinde yaşayan bir hikâyeyle karşılaştığımızı söylüyor. Mizah da tam olarak buradan başlıyor zaten. Bu mizahi unsurları yazarın kendisine bizzat sordum.
Yine de nereden bakarsanız bakın, Merhumeyi Nasıl Bilirdiniz?, yalnızca politik ve mizahi bir roman değil. Aden’in politikleşmesi kadar politikleşme biçimi de romanın konusu. Başlangıçta eylemlere mesafeli duran, ailesinin ve özellikle babasının çizdiği sınırlar içerisinde yaşamış bir kadının zamanla sendikal mücadeleye yaklaşması; ardından kendi politik ezberlerini de sorgulaması, romanın önemli damarlarından birini oluşturuyor.
Biz de Ayşe Turkay Yiğit ile gerçekleştirdiğimiz söyleşide romanın ölümle başlayan yolculuğunu; Aden’in sesini, mizahını, politik dönüşümünü, aile ilişkilerini, anneliğe bakışını, isim tercihlerini, hafızayı ve anlatının zaman zaman kendisiyle hesaplaşan yapısını konuştuk.
Ve belki en baştaki soruya geri dönersek:
Bir insanı gerçekten nasıl bilirdiniz?
Mehmet Sezgin Sarı: Öncelikle, hoş geldiniz Sayın Ayşe Turkay Yiğit. Elbette, bir eseri okuduktan sonra fikrini merak ederiz hep. Ben de öyle… Kitapta anlatılanların fikri sizde nasıl oluştu? Bir de “Merhumeyi Nasıl Bilirdiniz?” oldukça iddialı bir başlık. Bu başlık tam olarak romanın yazılma fikrinin neresinde ortaya çıktı?
Ayşe Turkay Yiğit: Hoş buldum, teşekkür ederim. Katıldığım bir mitingde oluştu Merhumeyi Nasıl Bilirdiniz?’in fikri. Fikir oluştuğunda ismi dahil, detayların hiçbiri yoktu tabii. Hikâyenin başı ve sonu oluştu önce. Fikir zihnime gelince yazacağım bunu dediğimi hatırlıyorum.
Her yazarda böyle midir, bilmiyorum ama benim için girdiğim her ortam film platosu daha doğrusu hikâye platosu gibi gelir bana. İstemsizce hikâye toplarım etraftan. O an için olmayan şeyler ilave ederim. O gün, orada öldüğümü hayal etmemle başladı hikâye.
Arkadaşlarım gözüm daldığında “Kesin bir şeyler düşünüyor, konuştuklarımıza dikkat edelim.” diyerek gülüşürler çoğu zaman. Bu, bilinçli yaptığım bir şey değil. Sanırım bu yüzden en çok aldığım geri dönüşlerden biri “iyi bir gözlemci” oldu şimdiye kadar.
Kitabın ismine gelince aslında baştan beri düşündüğüm isim bu değildi ama baştan beri ilk bölümün ismi buydu. Biliyorsunuz, bölümlerden oluşuyor kitap. Başlık olarak bölümlerin dışında bir isim vardı hep kafamda. Editörüm ilk bölümün isminin kitabın içeriğine daha uygun olduğu görüşünü dile getirdi. Bölüm başlığı olarak zaten içime çok sinen bir başlıktı ve kitabın ismi olarak da düşününce neden olmasın dedim. Karar verdikten sonra da hep iyi ki başlık “Merhumeyi Nasıl Bilirdiniz” olmuş dedim.
Mehmet Sezgin Sarı: Roman ölümle başlıyor ama aslında ölümden çok hayata tutunma biçimlerini anlatıyor gibi. Eğer yazarına sorarsak romanın merkezinde gerçekten hangisi var?
Ayşe Turkay Yiğit: Bazen hikâye, bir şeylerin bittiği yerde başlar. Bazen bir ölümle, bazen bir ayrılıkla, bazen bir taşınmayla. Romana gelirsem, size katılıyorum. Ölümle başlasa da hayata tutunma biçimlerini anlatıyor bence de. Ölüm ufak bir ayrıntı olarak var hikâyede.
Mehmet Sezgin Sarı: Diğer karakterlere geçmeden önce Aden karakteri hakkında bir soru sormak istiyorum. Aden’in en belirgin özelliklerinden biri, kesin yargılara vardığı anda bile kendisini sorgulaması. Tabii, sürekli kendisiyle de dalga geçen bir karakter. Kendisine ve olan biten her şeye dışarıdan bakabilen bir karakter yaratmak sizin için önemli miydi? Ve Aden aslında kim? Yani, hayatınızdan birisi mi, tamamen kurgu mu, yoksa bizzat siz misiniz?
Ayşe Turkay Yiğit: Aden’i seviyorum. Çünkü onda benden şeyler var. Hani, romanlarda kendimize benzeyen ya da bir yanıyla benzeyen bir karakter olduğunda hoşumuza gider ya, onun gibi. Tamamen kurgu bir karakter dersem yalan olur. Zaten her kurgu karakter illa ki biri ya da birilerinin özelliğini alır. Bizzat benim de diyemem ama Aden’le tanıştığım için mutluyum.
Evet Aden sürekli kendiyle kavga eden bir karakter. Kendine ve olan bitene dışardan bakan bir karakter yaratmak önemli miydi bilmiyorum ama istediğim buydu. Bazı şeyleri görebilmek için biraz geriye çekilip uzaktan bakmak gerekiyor. Aden bunu bilinçli yapmıyor gerçi. İçten içe dışarıdan bakıyor gibi görünse de bir yerlere ait olabilmek adına dışlanmamak adına bunu hareketlerine yansıtamıyor. İki yüzlü biraz.
Mehmet Sezgin Sarı: Son dönemde mizah üzerine sarsıcı durumlar yaşadık. Mizahın hayatın içinden fışkırıp çıktığını, acılarımızdan ve trajedimizden yeşerdiğini düşünüyorum. Merhumeyi Nasıl Bilirdiniz kitabınızda siz de mizahi üsluba, mizahi olaylara yaslanıyorsunuz. Hatta, Aden ölümünü sorgularken son sözünü bile mizah konusu yapıyor. Peki, mizahın, karakterlerin trajedisini hafiflettiğini değil, trajediyi daha görünür kıldığını düşünüyor musunuz?
Ayşe Turkay Yiğit: :Sizinle aynı fikirdeyiz. Durum komedisi yazmıyorsanız mizah hayatın içinden çoğunlukla da acılarımızdan çıkıyor. Üslubum mizaha yaslanıyor genellikle. Bu kalemimin ya da zihnimin diyeyim doğal akışında oldu. Baktım bu şekilde anlatmak istediğimi daha iyi anlatıyorum zamanla teknik olarak da benimsediğim bir şey haline dönüştü.
Mizahın trajediyi hafiflettiği ya da görünür kıldığı noktasında tercih yapmam imkânsız. Çünkü ikisini de karşılıyor. Daha birçok şeyi de karşıladığını düşünüyorum mizahın. Birbirimizi daha iyi anladığımızı, zırhlarımızı kuşanmadan birbirimizi dinlediğimizi düşünüyorum mizahla. Futbolla ilgili değilim ama topu göğsünde yumuşatmak diye bir şey var futbolda. Mesele edindiğim konuları mizah yoluyla anlatmayı topu göğsümde yumuşatmak gibi görüyorum.
Son günlerde mizah yapanlarla ilgili sarsıcı durumlar yaşadığımız doğru ama bence eksik. Uzun süredir bu davalarla uğraşan mizahçılar var ama mizah bitiyor mu? Hayır. Daha güçlü bir biçimde çıkıyor hatta. Ben, beraber gülebileceğimiz günlerin umudundan vazgeçmek istemiyorum.
Mehmet Sezgin Sarı: Romanda Oğuz Atay’dan Saramago’ya, Nazım Hikmet’ten Ataol Behramoğlu’na, sinemadan popüler kültüre kadar çok sayıda gönderme var. Baş karakter Aden’in de zihni sürekli başka metinlere, filmlere, kişilere ve gündelik ayrıntılara sıçrıyor. Anlatıcının zihinsel dağınıklığını dilin kendisine taşımak mı istediniz? Bunlar Ayşe Turkay Yiğit’in mi, Aden’in mi kültürel dünyası? Ve bu atıfların neden yapıldığını kitabın yazarı olarak açıklayabilir misiniz?
Ayşe Turkay Yiğit: Aden’in dünyasının bir parçası bu göndermeler. Hani şuraya bir Saramago’yu yerleştireyim diye yaptığım bir şey değil. Hatta çok yapmak istediğim bir şey de değil. Karakterin dünyasını daha görünür kılan bir detay olarak metin çağırıyor bu göndermeleri.
Diğer sorunuza gelirsek, bunları Aden’in kültürel dünyası olarak okuyoruz ama yazarından bağımsız bir kültürel dünya değil elbette. Sonuçta hikâyede geçen isimler, okuduklarım ve seyrettiklerim. Hatta şöyle bir şey söyleyeyim. Hikâyenin çatısı oluştuktan ve yazmaya başladıktan çok sonra sinemada bu tarz bir hikâye anlatılmış mı diye araştırırken Yurttaş Kane çıktı önüme. Filmi biliyordum ama seyretmemiştim. Sırf bir cümlede geçecek diye filmi seyrettim.
Mehmet Sezgin Sarı: Karakterlerin isimlerini düşündüğümüzde sanki romanın insanları aynı zamanda birer coğrafyaya dönüşüyor: Aden, Yemen, Panama, Cebelitarık… Yalnızca Zeynep karakteri bu dizgenin dışında, doğrudan bir insan adıyla karşımıza çıkıyor. Bu isimler sizin için yalnızca mizahi bir oyun muydu, politik bir gönderme mi; yoksa karakterlerin kimlikleri, aidiyetleri ve birbirleriyle ilişkileri üzerine kurulmuş daha derin bir anlam örgüsü mü var? Ve Zeynep neden bu haritanın dışında bırakıldı?
Ayşe Turkay Yiğit: Zeynep’in bu denklemin dışında kalma sebebi için çok havalı şeyler söyleyebilirim çünkü daha sonra dışarıdan bir gözle okuyunca niyetim olandan çok daha fazla anlam çıkardım kitabın genelinden.
Havalı bir cevap yerine gerçeğe gelecek olursam, unuttum. Olaylar şöyle gelişti. İlk karakter Aden’le yola çıkıp Yemen’in gelmesi biraz muziplik olsun diyeydi. Çocuklara acayip isimler koyma çabasını kendimce tiye alacaktım. Devamında oluşan karakterlerin isimlerine anlam yükledim kendimce. Bu arada şunu söylemem gerek yazarken kendimi çok sabote ederim. Kendi çizdiğim yoldan çıkmak isterim. Bir şeylerin düz çizgide ilerlemesi yazının şifrelerinin olması beni rahatsız eder. Metnimin bir matematiği olmamalı. Bazı isimler normal isim olarak devam etti. Sonra editörüm bütün isimlerin öyle olmasının daha iyi olacağı önerisini getirdi. Kendi düşüncelerimi sabote ederim ama mantıklı gelen dış sesleri de dinlerim.
Bu şekilde karakterlerin isimlerini güncelledim ama bu durumun kendi içinde bir matematiği olmasını istemediğim için bazı karakterlere karakterleriyle müsemma isimler koydum. Bazılarını ise cümle içindeki fonetiklerine göre yazdım. Yani her karakterin şifresi yok. Tüm bunlar olurken Zeynep’i unutmuşum.
Keşke anne babasıyla güven duygusu içinde büyüyen çocukların kimliklerini daha erken bulabileceği gibi şeyler söyleseydim Zeynep’le ilgili ama gerçek bu. Unuttum.
Mehmet Sezgin Sarı: Son olarak ne söylemek istersiniz?
Ayşe Turkay Yiğit: Daha önce de bir yerde söylemiştim. Yazınca değil okununca hayat buluyor metinler. Merhumenin hikayesini okuyup sorularınızla üzerine bir kez daha düşünmemi sağladığınız için teşekkür ederim
