Ayvalık Uluslararası Film Festivali beşinci yılında, 14-20 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Festivalin direktörü Azize Tan bugünlere nasıl gelindiğini şu sözlerle ifade ediyor:
“Bu kadar zaman geçtiğine inanmak bizim için de zor. Bağımsız bir sanat kurumu olan Seyir Derneği tarafından düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali geçtiğimiz dört yılda toplam 35.000 izleyiciye ulaştı. 2022’de 4000 olan izleyici sayımızı 10.000’lerin üzerine çıkarmayı, Ayvalık’ı bir buluşma noktası haline getirmeyi başardık. Bu arada yarışmasız, kırmızı halısız, kendi karakteri olan, farklı bir festival yapmanın da mümkün olduğunu gördük. Ve en önemlisi şehirle bütünleşen ve şehri dönüştüren bir festival oldu Ayvalık.”
Bir sinefil olarak beş yıldır düzenli olarak film festivalini izliyorum. Bu yazımda izlediğim altı filmi kısaca tanıtmaya çalışacağım size.
Festivalde izlediğim ilk film SENİ İSTİYORUM- I WANT YOUR SEX oldu. Yönetmen: Gregg Araki Oyuncular; Olivia Wilde, Cooper Hoffman, Mason Gooding, Chase Sui Wonders.
Cinselliği sorgulayan bir filmdi. Z kuşağı cinsellik konusunda önceki jenerasyonlara oranla daha mı tutucu? 1990’lı yıllarda tavizsiz gençlik filmleriyle kült bir figüre dönüşen Amerikan Bağımsız Sineması’nın “yaramaz çocuğu” Gregg Araki, bu konu üzerine sivri dilli bir komedi çekmiş. Seni İstiyorum Z ve Y kuşağından iki karakter arasındaki ilişki aracılığıyla, gücün dinamikleri üzerine kurgulanmış bir film.
23 yaşındaki Elliot, cinselliği merkeze alan işleriyle ün yapmış, performans sanatçısı Erika Tracy’nin atölyesinde çalışmaya başlar. Erika’nın etki alanına giren Elliot, ne olduğunu anlayamadan 14 yaş büyük patronuna yatakta da itaat eden bir partnere dönüşür. Fantezilerinin gerçeğe dönüştüğü bu ilişki ona heyecan kadar zarar da verir. Erika ile yapamaz, Erikasız da…
Film bittiğinde herkesin suratında bir gülümseme vardı. Özellikle genç izleyiciler bu filmden olumlu bir izlenimle ayrıldılar.
Festivalde izlediğim ikinci film DÜŞLENEN MACERA –DAS GETRAUMTE ABENTEUER, 167 dakika, yaklaşık üç saatlik süresiyle festivalin en uzun filmlerinden biriydi. Filmi uzunluğu nedeniyle izlemeyi bırakanlar oldu.
Yönetmen: Valeska Grisebach Oyuncular: Yana Radeva, Syuleyman Letifov, Stoicho Kostadinov, Nikolay Shekrdjiev
Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin ana yarışmasında yapan film, burada Jüri Ödülü’ne değer görüldü. Valeska Grisebach’ın Western’den dokuz yıl sonra çektiği “Düşlenen Macera” Bulgaristan’ın Türkiye ve Yunanistan sınırındaki küçük bir kasabada geçiyor. Arkeolojik kazıların, eski dostlukların, kaçakçılığın ve geçmişten kalan hesapların birbirine karıştığı bu coğrafyada, film bir macera ya da suç hikâyesinin izlerini taşısa da, bizi alışılmadık yollara götürüyor. Gerçek hayatın sıradanlığını, sınırda yaşayan insanların hayatına bakarken, Doğu ile Batı’yı ayıran sınırların muğlaklığını da düşündürüyor.
Kısaca özetlersek, derin duygusal bağlar paylaştığı bir adama yardım etmek isterken, yasa dışı bir sevkiyatın ortasında kalan bir kadın arkeoloğun hikâyesini izliyoruz. Düşlenen Macera’yla, belgesel tadında bir film izlemenin keyfini sürdüğümü söylemeliyim.
Seyrettiğim üçüncü film, HER DEFA- EVERYTİME oldu.
Yönetmen: Sandra Wollner Oyuncular: Birgit Minichmayr, Tristan Lopez, Lotte Keiling, Carla Hüttermann.
Cannes Film Festivali 2026 Belirli Bir Bakış Ödülü, Saraybosna 2026- Saraybosna’nın Kalbi- En İyi Film Ödülleri’ni kazandı. Ayvalık Film Festivali’nde Farklı Gözle Bakanlar bölümünde yer aldı.
Beklenmedik bir ölümün aileyi nasıl darmaduman ettiğine, yas sürecinin karakterleri kendini keşfetmeye sürüklediğine ilişkin filmler hepimizin hafızasında yer alıyor kuşkusuz. Yönetmen Sandra Wollner bu temayı ele alıyor, gerekli bir yönde ilerletiyor ve asla tahmin edemeyeceğimiz bir noktaya taşıyor. Alıştığımız yönde ilerleyen film bir anda üslubunu değiştiriyor. Bir izleyici olarak söylemeliyim ki farklı da olsa ortada sağlam bir kurgu göremedim. Bence yönetmen Wollner filmini bir deneyim olarak gerçekleştirmiş; kafada soru işaretlerini çoğaltan.
Filmi kısaca özetlersek, On dokuz yaşında kazayla hayatını kaybeden bir genç kız, kaza anında yanında olan erkek arkadaşı, evladını kaybeden bir anne, hayatta olan 9 yaşındaki küçük kızı arasında gelişen olaylar zinciri olarak değerlendirebiliriz. Filmde bende iz bırakan, filmin çok başarılı bulduğum metaforu oldu. Filmin girişinde tam yuvarlak olan güneş, filmin sonunda gökyüzünde asılı kalmış kare imgesinin çağrıştırdığı sahneye döndü. Sonuçta kendini açık ele vermeyen bir filmdi.
Dördüncü film, Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde “Farklı Gözle Bakanlar Bölümü”nde yer alan BİR ODA HİZMETÇİSİNİN GÜNCESİ –LE JOURNAL D’UNE FEMME DE CHAMBRE’ydi. Bu bölümde izlediğim ikinci film oldu.
Romanyalı yönetmen: Radu Jude Oyuncular: Ana Dumitraşcu, Melanie Thierry, Vincent Macaigne, Marie Riviere.
Romanya sinemasının Altın Ayı ödüllü yönetmeni Radu Jude’in yeni filmi, Octave Mirbeau’nun aynı adlı eserinden ilham alıyor. Film, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin “Yönetmenlerin On Beş Günü Bölümü”nde yaptı. Eleştirmenlerin beğenisini kazandı. Bir Oda Hizmetçisinin Güncesinde Radu Jude, Bordeaux’da burjuva bir ailenin yanında çalışan genç Rumen kadın Gianina’nın hikâyesini anlatıyor. Gianina’nın Romanya’da, annesinin baktığı küçük bir kızı vardır. Onlara para göndermek için çalışmaktadır. Gianina, bir yandan işverenlerinin oğluna bakarken diğer yandan amatör bir tiyatro topluluğunun provalarına katılmaktadır.
Özlem, uzaklık, aile bağları hakkındaki hikâye, yönetmen tarafından ekonomik, duygusal, ailevi sonuçlarını irdeleyen bir filme dönüştürülür.
Film için, “Farklı Gözle Bakanlar” bölümünün en başarılı filmlerinden biri diyebilirim. Yönetmen bu işi iyi kotarmış doğrusu.
Beşinci Film, KRALİÇE ZOR DURUMDA- QUENN AT SEA
Auteur: Lance Hammer Oyuncular: Juliette Binoche, Tom Courtenay, Anna Calder- Marshall, Florence Hunt
Başrolüne Juliette Binoche’u taşıyan film Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin ana yarışmasında yaptı. Burada hem jüri ödülü hem de yardımcı rolde “En İyi Performans” ödülünü kazandı.
Lance Hammer’ın yazıp yönettiği film evrensel ve insani dertleri melodrama kaçmadan ele alıyor. Annesi demans hastası olan Amanda, üvey babası Martin ile ilişkisini kontrol etmeye çalışırken, kendini daha büyük bir açmaz içinde bulur. Cinsellik, annesini hayata bağlayan son şeylerden biri mi yoksa rızası dışında gerçekleşen bir beden ihlali midir? Bu soruya annesinden bir yanıt alamayan Amanda, kendi ahlaki değerleriyle baş başa kalır. Annesinin üvey babasıyla ilişkisinde fark ettiği gerçek Amanda’yı sevgi, ilişkiler ve sınırlar hakkında sorularla karşı karşıya getirecektir. Bütün bu sorgulamalarla uğraşırken, aynı dönemde ergenlik çağındaki kızı da cinselliği keşfeder. Aralarında çatışmalar baş gösterir. Başka birisinin hayatına ne kadar müdahale etme hakkımız olduğunu ele alan “Kraliçe Zor Durumda” filmi, yaşlanmayı ve hastalığı sadece kayıp ve bakım üzerinden anlatmıyor. Bedenin ve arzunun ilerleyen yaşla birlikte ortadan kalkmadığını hatırlatıyor. Çok etkileyici olan bu filmi ilgiyle izledim. Kuşkusuz, festivalin en iyi filmlerinden birisiydi.
İzlediğim son film, ATA YURDU-FATHERLAND oldu.
Yönetmen: Pawel Pawlikowski Oyuncular: Sandra Hüller, Hans Zischer, August Diehl
Sandra Hüller son yıllarda dikkat çeken bir oyuncu. ”Bir Düşüşün Anatomisi” ve “ İlgi Alanı” filmleri ile hafızamızdaki yerini çoktan aldı.
Polonyalı yönetmen Pawel Pawlikowski’nin son filmi. Bu filmi ile Cannes Film Festivali-2026 En İyi Yönetmen Ödülünü kazandı. Polonyalı yönetmen ve senarist Pawel Pawlikowski hakkında biraz hatırlatma yapmak istiyorum.
2013 yılında “İda” filmi ile En İyi Yabancı Film dalında Oscar ödülünü, 2018 yılında “Soğuk Savaş” filmi ile Cannes Film Festivali’nde “En İyi Yönetmen” ödülünü kazanmıştı.
Yönetmen, “Ata Yurdu” filmiyle 2. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’ya dair siyah – beyaz üçlemesini tamamlamış oluyor. Filmde, edebiyat tarihinin büyük isimlerinden Thomas Mann ve kızının beraber çıktığı bir yolculuğu izliyoruz. Sürgünde geçirdikleri 16 yılın sonrasında Thomas Mann ve kızı Erika, 1949 yılında Amerika’dan Almanya’ya geri dönerler. Frankfurt’tan (Batı Almanya), Weimar’a ( Doğu Almanya) uzanan bu yolculukta yüzleşmelere tanıklık ederiz. Savaşın ardından ikiye bölünmüş, yıkıntılarından yeniden doğmaya çalışan memleketleri arka planda, macera, aile içi bir yüzleşmeye dönüşür baba – kız arasında. Yazarın kendisi gibi yazar olan oğlu Klaus Mann’in intiharıyla bir yüzleşme daha gerçekleşecektir. Bu noktada baba–oğul arasındaki ilişkiden bahsetmek gerekir. Thomas Mann gibi Nobel ödüllü dev bir yazarın oğlu olmak, Klaus için hayat boyu süren bir eziklik ve kendini kanıtlama mücadelesi yaratmıştır.
Babasının “ sihirbaz” olarak anılan muazzam otoritesinin, şöhretinin altında kendi kimliğini ve yazar sesini bulmaya çalışan Klaus, Weimar Cumhuriyeti döneminde eşcinselliğini ve tabu sayılan konuları erken yaşta sahiplendi. Bu durum geleneksel ve burjuva değerlerine bağlı bir aile yapısı olan babasıyla arasında gerilim doğurdu.
Bu kısa açıklamadan sonra filme geri dönelim.
Klaus Mann, hepimizin bildiği gibi ünlü kült roman Mephisto’nun yazarıdır. Filmin bir sahnesinde kız kardeşi Erika, ayrıldığı tiyatro sanatçısı eşi Gustaf Gründgens ile kısa bir konuşma yapar. Yönetmen bunu özellikle yapmıştır. Mephisto romanının örtük karakteri Hendrik Hofgen’dir. Kız kardeşinin eşinden etkilenerek bu karakteri yaratmıştır. Filmde Klaus’un kız kardeşi Erika ve annesi ile olan sıcak ilişkisi sadece bir telefon konuşma sahnesi ile verilmiştir.
Babanın, oğlunun intihar haberine karşın Almanya ziyaretini sürdürmesi Erika’yı şaşkınlığa uğratır. Yönetmenin bir iki sahneyle, olayı sulandırmadan başarıyla aktardığını görürüz.
Baba- oğul ilişkisinde söylenemeyenlerin ağırlığı, bastırılmış bir yasın hüznü vardır. İnsan artık ait olmadığı bir yere nasıl geri döner? Bir defa reddettiğini, gerçekten kaybettiğinde yasını tutabilir mi? Bütün bu soruları soruyor Pawlikowski.
“Ata Yurdu-Fatherland” son derece başarılı, mutlaka izlenmesi gereken bir filmdi; festivalin en iyilerinden…
Seyirci kitlesini her sene gittikçe çoğaltan, Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin uzun soluklu olması dileğimle, nice uzun yıllara diyorum.
